Sapanca

Yazdır PDF

                                                Geçmişteki ve Şimdiki Güzelliklerin Birbirini Sarmaladığı Yer; SAPANCA


Nasıl Gidilir?
D-100 Karayolu ile Sapanca Kavşağı’ n dan güneye dönülüp ilk yerleşim yeri olan Acısu’ ya kadar devam etmek gerekir. Acısı’ dan iki seçenek vardır; B.Derbent yoluna sapılıp B.Derbent’ te görülebilir. B.Derbent yol kavşağından sola yani doğuya sapılıp yeşillikler arasından Maşukiye’ ye gidilebilir yada Acısu’ dan devam edilip doğrudan Maşukiye üzerinden doğuya doğru herhangi bir yere sapmadan Sapanca Otoyol ayrımına kadar devam edilebilir. Bu ayrımdan itibaren, yol bizi doğrudan Sapanca Sapağı’ na götürecektir. Devam edilirse yol otoyolun güney tarafında yer alan tali yol ile doğrudan Uzunkum üzerinden Arifiye’ ye ulaştıracaktır. Otoyol ile ulaşım oldukça kolaydır ama son % 200’ lük zam ile biraz pahalı olacaktır. Sapanca Sapağı’ dan dönülünce bu yol bizi doğrudan Sapanca’ ya ulaştıracaktır.                  
 
Eski Geçmişte Sapanca
Bilinen yazılı belgelere göre M.Ö. 1200 yıllarında Frigyalılar’ ın (Frigians) bölgeye gelmesiyle, bir yerleşim yeri olarak adı geçen Sapanca, gerçek anlamda M.Ö 378 yılında Bitinya Krallığı (Bithynia Kingdom) tarafından kurulmuştur. Doğu Roma İmparatorluğu döneminde Buanes, Sofhan veya Sofhange adıyla anıldığı belirtilmektedir. Benim yaptığı araştırmalara göre ise Sapanca yabancı tarihi kaynaklarda Ayan Gölü, Sabandja veya Sabandghe olarak anılmaktadır. Çok antik Bitinya Krallığı ve sonraki dönemlere ait haritalarda ise Sapanca gölü hiç anılmamaktadır. Çünkü o zamanlardaki haritacılık tekniklerine ancak İznik Gölü çizilebilmektedir. Yani haritacılıkta ince ayrıntılar pek belirtilememektedir.    
 

Sapanca Gölü ve buna ait bazı tasarılar ta Bitinya Krallığı (Bithynia Kingdom) zamanında da söz konusu olmuş. O zamanlar İzmit (Nicomedia) krallığın başkentidir.  Nicomedia valisi olan  Plinius, Karadeniz’ i (Euxine Pontus) Sakarya Nehri’ ni (Sakkaria, Sangarius, Sangarius River) kullanarak Sapanca Gölü’ ne (Lake of Sabandja) ulaşmayı, buradan da İzmit Körfezi’ ne (Astecanus Sinus, Gulf of Astacus, Golphe D’Ismid, Golphe De Nicomedia, Gulf of Ismid, Gulf of Izmit, Gulf of Nicomedia, See of Nicomedia) varmayı amaçlayan bir proje üzerinde çalışmıştır. Ne büyük bir düş değil mi! Ama bu proje, Osmanlı zamanında da düşünülüp denemeye çalışılsa da günümüze dek gerçekleştirilememiş bir projedir.  
 
Marmara Bölgesi’ n de yer alan bazı yörelerin zaman içersinde teker teker Türklerin hakimiyetine geçmeye başlaması ile Sapanca’ da fethedilmiş ve uzun süre Akcakocabey’ in  Eregli’ den Sapanca’ ya kadar olan bölge de hükümranlığı sürmüştür.
 
Sultan Selim zamanında İzmit’ in imar işleri sürdürülürken bölgede ki tersanelerde elden geçirilir. Bazıları genişletilir, yeni tersaneler inşa edilir. Bu tersanelerin Osmanlı donanmasına yararı oldukça büyük olur. Sultan Süleyman’ nın İzmit’ e ilgisi bu denli büyükken, sonraları Roma döneminde de Trayan tarafından denendiği belirtilen ancak gerçekleştirilemeyen Karadeniz’ in, Sakarya Nehri’ ne bağlanması ve buradan  Sapanca Gölü ile İzmit Körfezi’ ne ulaşılması projesine tekrar girişilir. Bu proje ile ilgili olarak, Mimar Sinan ve Gurz Nicola’ nın görevlendirildiği belirtilmektedir. Ancak proje bilinmeyen sebepler ile askıya alınır ve bırakılır.   
 
İlk Sapanca kayıtlarına İzmit bölgesinde yaşanmış ve yabancı deprem kayıtlarına geçmiş depremden etkilenmiş alanlara ait bilgilerde de rastlamak mümkün. Bu kayıtlarda şu bilgiler geçmektedir;
1567 (1 Ekim): Sapanca merkezli bir deprem İstanbul ve İzmit arasında hasara yol açtı.
1719 (25 Mayıs): Marmara Denizi’ nin doğu tarafında meydana gelen deprem Yalova, Pazarköy, Karamürsel, Kazıklı, İzmit ve Sapanca’ da hasarlara yol açtı.
1894 (10 Temmuz): İzmit Körfezinde meydana gelen yıkıcı bir deprem İstanbul ve Adapazarı arasında büyük yıkımlara sebep oldu. En büyük tahribat Heybeliada, Yalova ve Sapanca’ da meydana geldi. Öyle ki adları anılan köyler neredeyse yok oldular ve büyük can kayıpları oluştu.
 
Selçuklu ve Osmanlılar Dönemi
Sapanca ve çevresine 1075 tarihinde Anadolu Selçukluları’ nın gelmesiyle bölge Ayan veya Ayanköy adıyla anılmaya başlamıştır. Haçlı Seferleri sonrasında bölge yeniden Bizanslılar’ a geçmiştir. Osmanlı hükümdarı Orhan Bey zamanında Akçakoca tarafından bölge fethedilmiştir. İlçenin gelişmesinde en önemli etken, tarihi ipek yolunun üzerinde konaklama yeri olarak bulunmasıdır. XVII. yy. da Sapanca, Kapudan Paşa Eyaletine bağlı Kocaeli Livası içinde bir kaza merkezi idi. Bu durumunu XIX. yy. ’a kadar devam ettirmiştir. 1837 yılında II. Mahmut döneminde Adapazarı kaza merkezi haline getirilmiştir. Sapanca buraya nahiye olarak bağlanmıştır.
 
İzmit-Bolu yolu Sapanca’ dan geçmekteydi. Katip Çelebi Cihannüma adlı eserinde bu yolun Sapanca kısmı hakkında yolun burada yarım mil su içinden geçtiğini ve suların kabarık olduğu zaman üzengiye çıktığını kaydetmektedir. Aynı tarif 19 yy. ’ın ilk yarısında Charles Texir tarafından yapılmıştır: Bir saat kadar gölüm kumları üzerinde gidilmektedir. Bazı yerlerde sular eğer kolonlarına kadar çıkar.

1890 yılında Sapanca’ ya gelen Demiryolu yukarıda söz edilen dar kıyıdan yarma açılmak sureti ile geçilmiştir. Demiryolu’ nun inşasından sonra kara yolu ihmal edilmiş ve hemen hemen geçilmez olmuştur. Cumhuriyet devrinde kara yolu gölün dar kıyısından değil, yamaçların gerisinden geçirilmiştir. Böylece kasaba tarihi ulaşım yolu görevini hem demir yolu hem de kara yolu ile yerine getirmeye devam etmiş. 1950li yıllarda E-5 kara yolunun gölün karşı kıyısından geçirilmesiyle Sapanca bir müddet önemini yitirir gibi olmuşsa da 1989 yılında TEM yolunun ilçeden geçmesi ile tarihi misyonuna yeniden kavuşmuş.

 
Evliya Çelebi Seyahatnamesi ve Tarihçi Hoca Saadeddin Efendi’ nin Kayıtlarında Sapanca ve Çevresi
1640 yılında Erzurum seyahatine giderken kasabadan geçen Evliye Çelebi, kasaba hakkında şu bilgileri vermektedir. Bir zamanlar İzmitli bir ihtiyar buradaki orman ve çalıları temizleyerek saban yürüttüğünden ‘Sabancı Koca’ adı ile bir köy kurulur. Sonra zaman geçtikçe mamur bir hale gelerek Kanuni Sultan Süleyman zamanında kasaba olmuştur.


Tarihçi Hoca Saadeddin Efendi ise bölgeden şöyle söz etmektedir: Bu hisarın aşağı tarafinda Ap Suyu (Ebe Suyu) denen bir hisar daha vardi. Tekfuru alıp oraya getirdiler. Onu da ahd ile aldilar. Bu iki hisara el koydular. Konur Alp'a Kara Çebisi, Akça Koca'ya da Ap Suyu'nu verdiler.           


Orhan Gazi, bu tekfuru ordusu ile birlikte Akhisar'a getirdi. Halka emniyet ve eman verdi, kâfileri yerli yerinde bıraktı. Ama Konur Alp, zaman zaman çıkıp Akyazı'ya hücum ederdi. Akça Koca da Ayan Gölü (Sapanca Gölü)' nun suyunun aktigi yerde Bes Köprü'de bir bogazcik vardi orayi durak edindi (üs olarak kullandi). Oradan orman arasinda olan yere hücum ederdi. Elhasil Orhan Gazi bu ucu saglamlastirdi. Kâfirleri de babasi Osman'a gönderdi. Kendisi Kara Tekin üzerine yürüdü. Hisarın beyine haber gönderdi ki: "Bu hisari bana ver, seni yine hisarda bırakayim. Ad benim olsun. Benim istek ve hedefim İznik' tir" dedi. Kâfir bu sözü işitince hayli gücüne gitti, kaleyi vermedi. Bunun üzerine Orhan Gazi: "Gaziler! İslâm gayretidir. Yürümek gerek ki, bu hisarı yağma edelim" diyerek kalenin yağma edilmesini emr etti.
 
Bundan sonra Kara Çebis' teki Konur Alp' a ve Kara Tekin' deki Samsa Çavus' a İznik' e havale gibi olsunlar (denetlesinler) diye adam gönderdiler. (Onlar) zaman zaman gidip İznik' in bahçelerini harab ederlerdi. Böylece İznik' e rahatlık vermezlerdi. Bir taraftan Konur Alp Akyazı ile, diğer taraftan da Akça Koca İzmit ile meşgul oldular. Bu uçlar son derece isler oldu. Söyle ki, gaziler gece ve gündüz at sırtından inmeyerek fetihlerden fetihlere koştular.     
 
Konur Alp, Akyazı' da Tuz Pazarı’ nı aldı. Uzuncabel' de buluşarak iki gün iki gece kaldı. Kâfiri döndürerek yine Tuz Pazarı’ na geldi. Akça Koca da Akdemir' le birlikte Akova' ya hücum etti. Gazi Abdurrahman da İstanbul tarafında ki ile hücum ederdi. Bunun üzerine İstanbul' dan kâfir seçerek, gazilere karşı gönderirlerdi. Gazi Abdurrahman da İstanbul' dan gelen kâfirleri kırardı. Her vakit bu hâl ile dürüşürlardı, vuruşurlardı. İslâmiyet için can ve bas (ile) oynarlardı. Böylece Sakarya ile Karadeniz ve Sapanca Gölü sahasında ki bazı kalelerin zaptı başarılmış oldu. Miladî takvimlerin 1318 senesini gösterdiği bu zaman diliminde Akça Koca, bilahare kendi adi (Koca Ili, Kocaeli) ile anılacak olan Sakarya Nehri'nin batısından İzmit kalesine kadar olan yerleri fethetti. Bu yüzden, hakli olarak bu bölge onun adi ile adlandırılmıştır
 
Osmanlı Mimarisi ve Yaşayan Geçmiş
Rüstem Paşa Camii, Rahime Sultan Camii, Hasan Fehmi Paşa Camii, Camii Cedit (Yeni Cami), vaktiyle İpek Yolu’ nun geçtiği ve hali hazırda Sapanca Mezarlığı’ nın giriş kapısı ve güney tarafa geçiş yolu üzerinde bulunan Vecihi Kapısı Osmanlı mimarisinden kalma geçmişe ait eserler arasındadır.     
 
Osmanlılar zamanında Sapanca iki Osmanlı Gezgininin kayıtlarına geçmiş bir yöredir. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde Sapanca özel ilgi alanında olmuş buraya oldukça kalıcı mimari çalışmalar yapılmış. Sapanca’ yı gezerken Belediye Binasına gidip yetkililerden bilgi almakta bence yarar var. Kaymakamlıkça hazırlanmış güzel bir tanıtım broşürleri var. Belediye bahçesinin güzelliği ve bahçede yer alan atlı-araba kalıntısı ile bir Yunanlı yazıtı ilginizi çekebilir.
 
İlçede yer alan iki Osmanlı Camisi, Vecihi Kapısı ve Ahşap Konakları mutlaka görülmesi gereken yapılar kanımca. Camii Cedid (Yeni Cami) ‘ in yıkık minaresinin tabanı üzerinde şu ibareler yer almaktadır: Sahibul hayrat velhasanat. Molla Mahmut oğlu, El hacı Süleyman oğlu, Mustafa Ağa, 1168. Vecihi Kapısı’ nın üzerinde yer alan ve Türkçeleştirilmiş mermer yazıtta ta şu ibareler yer almaktadır: Her canlı ölümü tadacaktır. 1321 El Cemali. Bislmillahirrahmannirrahim. Bu eski eserin adı Vecihi Kapusu’ dur. Yanya’ lı Vecihi Orhan Beyefendi tarafından yaptırılmıştır. Aziz ruhuna ve cümle yatanlara fatiha. Bir oğlum var idi bin beş yüz yaşında hamtraş. Bilseydim dünya da ölüm olduğunu koymaz idim taş üstüne taş.               
 
İstasyon binası Alman Gotik tarzı olup korunmuş ve hala hizmettedir. Haydarpaşa-İzmit Demiryolu hattından sonra, B. Derbent-Arifiye etabı esnasında yapılmıştır. B.Derbent-Sapanca evresi döneminde en zorlu etaplardanmış. Bölgenin hem bataklık olması hem de göl kenarının oldukça uzun bir kesiti kaplaması, çalışmaların uzamasına ve maliyetinin artmasına sebep olmuş. Binanın resmini anılarınızda kalması için çekebilirsiniz. Çünkü benzer tarz istasyon binası şu anda Maşukiye’ de ve Arifiye’ yede mevcut değildir.
 

Göl, Dağ ve Çaylar, Yayla ve Şenlikler, Diğer Sportif Etkilikler
Sapanca Gölü hakkında şu bilgiler mevcuttur. Sapanca Gölü, Marmara Bölgesi’ nin İzmit Körfezi ile Adapazarı havzası arasında yer alır. Gölün doğu kıyısı Sakarya Nehri’ n den yaklaşık olarak 5 km uzaklıktadır. Batı tarafı ise İzmit Körfezi’ n den yaklaşık 20 km uzaklıktadır. Bu aralıkta bazı dere ve çaylar yer alır ama su akışları oldukça az olup, yazları neredeyse hepsi kurur. Önemli çaylar şunlardır; Balikhane, Karaçay, Yanık, Kuruçay, Mahmudiye Çayı, Istanbul Deresi, Keçi Deresi, Sarp Deresi ve Maden Deresi. Göle yeraltı sularının da aktığı ve gölü beslediği bilinmektedir. Gölün ise sadece tek bir çıkışı vardır ve bunun da adı Çarksuyu Çayı’ dır. Bu çay Adapazarı’ nın içersinden boylu boyunca geçip sakarya Nehri ile birleşir. Çarksuyu’ nun başında su seviyesini düzenleyen düzenleyici mekanizma mevcuttur. Gölün suyunu çeşitli sanayiler kullanmaktadır. Gölün yakınlarında yada çevresinde yer alan sanayi ve kentleşme ile oluşan kirlenmeyi önleyecek ne gibi arıtma tesislerinin oluşturulduğu ise pek bilinmemektedir. Ancak sanayi kuruluşalarının çoğunun arıtma tesisleri olduğu sanılmaktadır. Adapazarı’ nın göl suyunu şebeke suyu ve çeşme suyu olarak kullandığı bilinmektedir.
 
Sapanca, sahip olduğu doğal özelliği ile doğa-severler ve dağ sporlarına tutkun olanlar için ulaşabilecekleri en yakın bir mekandır. Her tür güzelliği içersinde barındırmaktadır.